THY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
THY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2012 Çarşamba

Heidelberg Strasbourg genel değerlendirmeler

Yazı yazmak gerçekten zor bir şey, insan çabucak sıkılabiliyor. Diğer taraftan geziye ilişkin notları sıcağı sıcağına yazmazsanız unutuyorsunuz. Gittiğimiz yer Stuttgart yakınlarındaki Tübingen ilçesine bağlı Rottenburg am Neckar köyü. Neckar köyün içinden geçen ırmağın adı, bu ırmak buradan devamla Hollandaya kadar gidiyormuş. Almanya'da köyler pek bizim ülkemizdeki köylere benzemiyor, açıkcası çok gelişmiş. Her köyün kendi içinde işlerini organize eden bir yönetimi var, bu yönetimler köyü yerleşim alanı, endüstriyel alan ve tarım alanı olarak bölümlere ayırmış ve bu alanların dışında arazi şahsa ait olsa bile hareket özgürlüğü sınırlı. Her köyün yönetimi köylerine yatırım çekebilmek için fabrikalara arazi tahsisinden bir takım vergisel kolaylıklar sübvansiyonlar sağlamaya kadar geniş manevra alanına sahipler.

Köyün içinde ses yok gibi bir durum var ama tahminimce 20000 civarında bir nüfus var, yani orta halli bir anadolu ilçesinden büyük. Her taraf yemyeşil, araçlar kesinlikle korna çalmıyor, sokaklar pırıl pırıl temiz, insanlar kibar, yürüme yolları, bisiklet yolları düzenlenmiş. 15 dakikalık bir yürüyüşle şehirden yeşile çıkabiliyorsunuz. Tarihi doku korunmaya çalışılmış, her ne kadar 2.dünya savaşında her yer yerle bir olsada yeniden bir medeniyet yaratılmış. Almanlar gerçekten çok başarılı bir millet,, süper yaşam alanları yaratmışlar, Avrupa'da bir çok ülkeyi gezdim bana Almanya yaşam kalitesi anlamında çok ötede olduğunu hissettirdi.

Kabataslak bir gezi proğramı yaptığımız için ve fazlada kendimizi sıkıştırmak istemediğimizden gevşek bir zamanlama yaptık. Gezi proğramımızda bir gün Heidelberg için, bir gün Kara Ormanlar, bir gün Strasbourg için düşünmüştük, İsviçre'de planlarda vardı ama maalesef gerçekleştiremedik.
Kara Ormanlar
Kara ormanlar Rottenburg'dan arabayla yaklaşık 2 saatlik mesafede, temiz ve manzaralı bir yol güzergahı üzerinden önce bölgede bulunan cam fabrikasına kısa bir ziyaret yaptık. Cam üretimini halka açık bir şekilde yapıyorlar, çocuklar hem olayı izliyor hemde usulen üfledikleri vazoları hatıra olarak satın alıyorlar. Sonrasında Kara Ormanlar bölgesine ulaştık ve müze tarzındaki alana giriş yaptık. Burası eskiden bu bölgede yaşayan innsanların yaşam alanlarını açık bir müze halinde sergilemek için kurulmuş. Orijinal binalar taşınarak bu alanda toplanmış. Değirmenler, ahırlar, metal işleri yapılan esi atölyeler ... Bu bölge doğal güzellikleri ile görülmeye değer bir yer, olaki giderseniz çok değişik bir bitki çorbaları var mutlaka denemenizi öneririm. Birde meyvelerden yapılmış değişik bir içkileri var. Bir de tabii bölgenin en ünlü ürünü Kara Orman pastası olarak isimlendirilen özel bir pasta, oradaki meyveler kullanılarak yapılıyormuş, deneyin çok güzeldi.



Bir günlüğüne Didem'in kuzenini ziyaret için Heidelberg'e gittik, çok güzel bir şehir ve hoş bir mimariye sahip. Tepede bir kalesi var, yürüyerek çıkıp fünikülerle indik. Yukarıdan panaromik şehir manzarası izleyebilirsiniz. Akşam yemeğini Musti'nin staj yapytığı otelden bir arkadaşının ağbisinin aşçılık yaptığı şehir merkezinden uzak bir yerde yedik. Bayan garsonumuz Türk'tü, bu kadar lokal bir yerde :) Orada garsonun tavsiyesi ile Didem'le birlikte ortak balık çorbası içtik, Didem balık çorbası fikrine önce burun kıvırdı ve ben sadece bir iki kaşık tadarım dedi ama sonrasında yarısını götürdü, bu hayatımızda yediğimiz en güzel balık çorbasıydı.




Diğer bir günde Strasbourg'a gittik, izlediğimiz rota ormanlık alandan ve dağlardan geçerek aşağılara indiği için çok güzel manzaraya sahipti. Aşağıdaki alanda genelde yaşlıların gelip kaplıca tedavisi yaptırdığı bir köy var, adı aklıma gelmiyor.Kaplıca bölgesinde su içmek için çeşmeler yapılmış, biraz suyundan içtim :) Orada bulunan bir otelin kafeteryasında da birer kahve ve yöreye mahsus pastalardan yedik. Pasta konusu Didem'in amcası için çok önemli, her gün mutlaka en az bir kere yemek istiyor.
Strasbourg
Kaplıcalar Bölgesi
Almanya'dan Fransa'ya bir köprü üzerinden geçiyorsunuz ve yaşam dil herşey değişiyor. Strasbourg'a geçer geçmez yaşam karmaşıklaştı diyebilirim, bulduğumuz ilk müsait alana aracımızı park ettik. 2 satlik ödememizi yaptık ve şehir içine daldık. Çok güzel bir yer, turist kaynıyor,insanlar cıvıl cıvıl. Hemen katedralin bulunduğu alana ulaştık, bir kafede nefeslenip oraya mahsus ve meşhur olan tuhaf pırasaya benzeyen bir bitkiden yapılan pastadan yedik. Sonrasında kısa bir katedral turu yaptık ve şöylece katedralin etrafından bir yürüyüşle Doris ve Mustafa ile buluştuk. Hemen biletini önceden aldığımız nehir turu için teknedeki yerimizi aldık. Strasbourg'a giderseniz nehir turunu mutlaka yapmalısınız. Tur yaklaşık bir saat kadar sürüyor, çeşitli dillerde anlatım kulaklıklarda mevcut. Türkçe yoktu :) Her neyse şehrin görülebilecek yerlerini saraylar, müzeler, parklar, okullar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Konseyi v.b gördük. üniversitelerde 40 bin öğrenci olduğunu kulaklık rehberden duydum ve böylece kentteki yoğun genç nüfusunun sebebi anlaşılmış oldu. Sonrasında turistik eski şehir gibi görülen bölgeye nehir boyunca yürüyerek ulaştık, şaşılacak bir şey burada da çok Türk var :) Turistik bölgede Doris ve Mustafa tarafından daha önceden bilinen bir restauranta daldık. Fiyatları ve meüleri incelediğimizde en makul sayılabilirdi. Çok güzel bir akşam yemeği yedik, ben yediğim ördekten çok memnun kaldım. Her zamanki gibi az pişmişti ama olsun :) Strasbourg'ta bir gün kesinlikle yeterli değil..Dönüş yolunda biz uyuyarak yolu tamamladık, eve varışımızgece yarısıydı.

Yeğenim Elif'in tavsiyesi ile bir günlüğüne Didem'le ikimiz Stuttgart hayvanat bahçesine gittik. Rottenburg'tan öğlen saatleri gibi trene bindik, Stuttgart'a kadar gidiş geliş €56 ödedik. Bence bir saatlik yol için bayağı pahalı. Stuttgart'ta bileti yanlış aldığımız için şehir merkezinde indik. Neyse oradan tramvaya binip Wilhelma'ya gideceğiz. Wilhelma hayvanat bahçesinin adı. Didem her ne kadar kahvaltıdan kalkalı 1 saat olduysa da acıktı, tren istasyonundan sandwich almaya önerdi bense istemedim, dışarıya çıktık tramvaya yürürken bir dönerci gördük ve daldık. Almanya'da sizin Türk olmanız diğer Türklere garip gelmiyor çok sıradan, o kadar çok Türk var ki..Neyse siparişimizi verdik ve makinalar tarafından kesilen pastırma kıvamındaki dönerimiz yedik. Kasadaki arkadaş Türkiye'den turist olarak geldiğimizi anladığından bize
20 cent indirim yaptı. O kadar enteresan ki, çok zaman Türk'lerde birbiriyle Almanca konuşuyor ve diğerinin Türk olduğunu anlamıyor. O kadar yani..Neyse tramvay istasyonu yemek yediğimiz yerin karşısı, geçtik bilet alacağız ama bilet gişesi yok.Sadece makinelerden alabiliyorsun, İngilizce menü var ama gideceğin yerin numarasını kodla diyor, bizim gideceğimiz yer listede görünmüyor. Ne yapsak ne etsek derken Alman bir adam geldi, ingilizce dedim ki biz Wilhelma'ya gideceğiz arakdaş ingilizce bilmiyor ama almanca tamam gibi bişey dedi ve bizim biletleri aldı :) Hayvanat bahçesine ulaştığımızda saat 13:00 civarıydı galiba, o akşam için Doris bizim onurumuza yemek yapacak ve arkadaşlarını da çağırdı, yani erken dönmeliyiz..Hayvanat bahçesi kişi başı €12.- ama gerçekten aldığı parayı hakettiğini düşünüyorum. Keşke bizde de böyle bir hayvanat bahçesi olsa, dünyanın her tarafından her türlü mahlukatı toplamışlar, neredeyse yok yok, aklıma gelen gelmeyen her türlü hayvan var..Saat 18:00 gibi parktan çıktık ama doyamadım desem yeridir. Türkiye'ye döndüğümde eniştem Berlin'deki hayvanat bahçesinin bunun 5 katı büyüklükte olduğunu söylediğinde kıskançlığımda 5 kat arttı. Giderseniz mutlaka görün derim.

Dönüş yolculuğumuz Pazar günüydü, uçak saati 18:55 almanya saati ile, havaalanına gittiğimizde kontuardaki bayan gidebilirseniz şükredin dedi ve bize 16 euroluk fiş verdi çay kahve içelim diye..Uçağımız rötar üzerine rötar yedi ve saat 23:00'de Stuttgart'tan hareket etti. THY sağolsun yine azizliğini yaptı, çok üzüyorlar beni..Sabaha karşı Türkiye'saatiyle 03:30'da AHL'ye indik sanıım saat 04:30 gibi başımızı yastığımıza koymuştuk..İnsanın evi gibisi yok :)

14 Aralık 2011 Çarşamba

Londra - Bölüm.3 ( London Part 3 )

1 saatlik bir rötar ile kalkış yaparak uçağımız havalandı. Airbus olduğundan oturma alanımız genişti, ancak dönüşte geldiğimiz Adıyaman isimli uçak tam bir fecaat. Koltukta oturuyorsun ve dizin ön koltuğa değiyor, yemek yemek için açın yok, kollarını hareket ettiremiyorsun. Tamam biraz yer açmaya çalışılır da bu kadarı artık abartı olmuş. THY'ye yakışmamış bence, bu kadar alan kullanımı olurmu? İnsan kendini tabutta gibi hissediyor. 3 kuruş pahalı yaparsın ama insanları rahat ettirirsin.Herneyse bu konuda herhalde bir tedbir alınır, yoksa çok müşteri kaybederler.
Londra Heathrow Havalanına inişimiz güzel bir havada oldu, pasaport işlemlerini kısa sürede tamamlayarak çıktık, eşimi karşılamak için gelen araca binerek yaklaşık 1 saat kadar süren bir seyahatle Northampton'a ulaştık.Ben otele check-in yaptığımda eşim çoktan toplantı için ayrılmıştı, Marriott Hotel'de B&B 115 pound konaklama ödedik ki bu otel için süper bir fiyat. Çok güzel bir otel şehrin yaklaşık 5 km dışında, çevre yolunun yanında çok geniş bir yeşil alanda konuşlanmış. Tek kötü tarafı otelde veya yakınında yapılabilecek hiç bir şey yok. Şehir merkezine inmeniz gerekiyor ve bu da ancak taksi ile mümkün.

Northampton genelde ticaret şirketlerinin merkezlerini kurdukları bir şehir, toplam nüfusu 1 milyon civarındaymış, yakınlarında çok büyük bir askeri üs varmış dolayısı ile Londra'da yaşanılan sosyal olaylar buralarda olmamış. Gerçi bu şehirde bu tür şeyler olsa bile yapanlar hemen tanınabilir. Merkezde bir alışveriş merkezi var hayli büyük, çarşı merkezi gibi bir meydan var.2 gün yalnız takılmak zorunda olduğumdan merkeze inip gezindim, açıkcası 1 ay kadar o şehirde kalsam orada yaşayanların büyük bir kısmını tanırmışım gibi hissettim.
Büyük gün geldi ve saat 15:00 gibi Northampton'dan ayrılarak Londra yoluna düştük, Central Park Hotel'in bulunduğu mevkiye geldiğimizde çok güzel bir yer olduğunu gördük ve sevindik. Bu sevincimiz maalesef resepsiyonda son buldu, resepsiyon yöneticisi olan kadın bize oteli su bastığından ötürü bu otelde kalamayacağımızı, bundan ötürü çok üzgün olduklarını ve bizi "sister" otel olan yine kendilerine ait Ambassodar Hotel'de ağırlayacaklarını ve bize bir iyilik olaraktan orada aynı fiyata oda kahvaltı konaklayacağımızı söyledi. Kadına bizi göndereceği otelin aynı standartta olup olmayacağını sorduğumda, orayı beğenmezseni burayı da beğenmezsiniz dedi. Neyse inandık, taksi ile bizi diğer otele gönderdiler. Otele bir girdik yenileme dolayısı ile tamiratta, ana resepsiyon alanı kapalı, asansör tuhaf bir görüntüde ve 1 asansör var. Kendimizi tanıttık, orada resepsiyonda çalışan kız orta avrupalı filan olsa gerek bize alt katta bir oda gösterdi "deluxe" odaymış. Rezalet yatağın etrafından geçemiyorsun, cam çerçeve dandik, banyo Nuh nebiden kalma, ortalık eski, ben biz burada kalamayız dedim, kızın suratı görmeliydiniz neyse yukarı çıktık, bu bana neden odayı beğenmediğimi sordu bende yerin dibinde bu pis odada kalamam dedim. Bunun üzerine kızımız güya bilgisayardan biraz araştırarak bize 3. katta bir oda göstermeye karar verdi. 3. kata çıktık bu standart olduğunu söylediği oda diğer "deluxe" odaya 5 basar ama eşimde bende gösterilen tutarsız ve saygısız tavırdan rahatsız olduğumuz için bu odada kalmayacağımızı diğer oteli aramalarını söyledik. Kızımız diğer oteli arayıp oradaki gece müdürünü bana verdi, bende parasını kredi kartımdan rezervasyon yaparken ödediğim oda için bana bahane sunduklarını, bana otellerini subastığına dair bir yazı vermelerini, bu şekilde gerekirse 3 katı para ödeyip başka bir otelde kalacağımı ve kendilerinden davacı olacağımı söyledim. Bunun üzerine karşıdaki adam çekinerek bana 1 gece için burada konaklamamızı sonrasında ertesi gün için bizi tekrar geri aldıracağını bildirdi. Ambassodar Hotel'in vardiye amiri de gürültü üzerine yanıma geldi ve diğer otelin overbook olduğunu yani 10 odayı 20 kişiye sattığını bu yüzden bu gece burada klamamızın iyi olacağını, zaten rezervasyon yaparken bu koşulları bizim otomatik olarak kabul ettiğimizi söyledi. Bizde saatin epeyce geç olmasından ötürü bu teklifi kabul edip bir gece konakladık. Sonuçta tartışmayı sürdürmeyi de tercih edebilirdik ama bize bir katkısı olmayacaktı. Bu arada şöyle bir tesbitimiz oldu, biz bu süreci yaşarken diğer otelden bu otele gönderilenler hep uzakdoğulu, eski sovyetler birliğinden ayrılan ülkelerin insanları ve cockney aksanı ile konuşan ingilizlerdi.Demek ki özel bir seçimin pasaportumuzdan dolayı hedefi olmuşuz kanaatine vardım. İngiltere'de böyle bir olay yaşamayı beklemiyordum, açıkcası çok şaşırtıcı oldu. Konu ile ilgili bir metin hazırladım ve İngiliz Turizm otoritelerine göndereceğim. bloğuma da koyacağım, ayrıca tripadvisor.com  'a da yazdım.

Sürecek.....